Tuesday, 18 November 2008

İsmail;
Ben doğal beslenmeyi olabildiğince beceriyorum.
Kısaca “organik tarım” olarak adlandırılan “doğaya dönüş” yaklaşımını, ondan en üst düzeyde yararlanmak için izlemen ve bunun içinde tarım yapılan, hayvancılık yapılan yerlere yakın olman gerekiyor. Bu bizi “gel köyümüze dönelim” sonucuna götürmekte.
Benim köyüm Sakarya Akyazı. Burada hâlâ tarım ile uğraşanlarım var. Mısır ekiyoruz.
Ama ben daha değişik bir yoldan söz ediyorum. Ben Tuzla’da oturuyorum. Burası bir diğerini tanıyan insanların oluşturduğu bir toplum. Hıyarımı domatesimi sezonunda iki sokak ötedeki tarlasında yetiştiren adamdan alıyorum. Bana bahçe işlerine yardıma gelen Haydar’a telefon ediyorum, “yarın sabah topladığın bamyadan, geçerken bana da bir kilo bıraksana” diye.
Balıkçı Mustafa telefon eder, “Ali abi, zıpkınla vurulmuş levrek geldi ayırayım mı?” diye. Deniz Harp Okulu’nun astsubayları eğitim için düzenli dalarlar. Çoğu zaman da nitelikli balıkla dönerler. Balık bizde günlüktür. Mustafa satamadığını akşama lokantalara götürür.
Kasap Aytaç, Pazartesileri Tuzla Aydınlı’daki mezbahada özel dana keser. Bunu askıya asar, Çarşamba veya Perşembe en lezzetli ve yumuşak eti alma günüdür. Hafta sonu ise kuzu zamanıdır. Kuzu, kesildiğinin ertesi günü yenebilir. Tavuğu ne yazık ki Keskinoğlu veya Banvit almaktayım.
Ekmeğimiz hem çeşitli ve hem de çok lezzetliydi. HAS ekmek fırını ne yazık ki, iki sene önce “odun”u bıraktı ısıtma için doğalgaza geçti. O zamandır bu zamandır ekmeğimi kendim yapıyorum. Söke Un’un köy ekmeği, çavdar ve tam buğday karışımı unları ile Pak mayanın mayaları 230 derecedeki elektrikli fırında 25 dakikada olağanüstü lezzetli ve sağlıklı sonuçlar veriyor. HAS’ın fırınında ekmek, doğalgazın atıklarını taşıyan oksijeni azalmış fırındaki hava içinde pişmekte; sanırım fark bu. Elim değdiğinde bahçeye bir taş fırın yapıp odun ısısı ile su böreği pişireceğim. 50 yıldır yemedim hasret kaldım.
Bu sene bahçedeki asmanın üzümü ile pekmez yaptım. Hemen bitti.
Karşı komşum yol kenarına ağaç yerine zeytin dikmiş. O da Osmaneli’li, köyünde zeytinliği var. Toplamasına yardım ediyorum. Tuza basıp, savurup kendimiz olgunlaştırıyoruz. Bu sene henüz kararmadı zeytinler.
Çok zor değil.
Öyle yaşamak istersen, öyle yaşarsın.
Hele sana Mahmudiye kaynak suyunda yetiştirilmiş alabalık’ı, Sapanca’daki dağ evimin bahçesinden toplanmış taze yabani kekik + sarmısak + kırmızı biber + zeytinyağı içinde bir gün bekletip, meşe odunu kabuğu ateşinde ızgara yapayım, bir süre başka balık yiyemezsin. Yavan gelir; saman gibi gelir.

No comments: